
Gazeteci Abdulsamed Veli kaleme aldı
Dünyanın yakın geleceğinde küresel güç dengeleri tamamen yeniden şekillenecek ve bu süreç yalnızca devletlerin ekonomik veya askeri kapasitesine bağlı olmayacak. Küresel siyasette, finans, kültür ve stratejik ağlar aracılığıyla yürütülen etkiler de belirleyici olacak. Mevcut analiz, önümüzdeki yıllarda ortaya çıkacak iki temel güç odağını işaret ediyor: birincisi Yahudi enternasyonal gücü, ikincisi ise Türkiye liderliğindeki İslam internasyonal gücü.
Yahudi enternasyonal gücü, tarihsel olarak bankalar, büyük şirketler, medya kuruluşları ve derneklerin fonları aracılığıyla küresel ekonomide ve siyasette derin bir ağ kurmuştur. Bu güç, görünürde ABD merkezli olsa da gelecekte Çin ile entegre bir kutup olarak da kendini gösterecektir. ABD, hâlâ dünya sahnesinde hegemon güç gibi görünse de, yönetim ve senato üzerindeki kararlar lojalar aracılığıyla şekillendirilmektedir. Son yıllarda bu kontrolün açığa çıkması ve Amerikan halkının tepki göstermesi, lojalar için ciddi bir risk oluşturuyor. Halk artık ABD’deki güç dağılımının arka planda nasıl işlediğini fark etmeye başlamış durumda.
Yahudi lojası, bu riskten korunmak için Çin’i hem ekonomik hem askeri olarak yükseltmektedir. Çin’in bu yükselişi, uzun vadede ABD’ye karşı bir denge unsuru oluşturacak. Bu süreçte Avrupa ve özellikle İngiltere stratejik bir rol üstleniyor. İngiltere, ABD’nin küresel gücünü sınırlamak ve kendi çıkarlarını korumak için Çin’in yükselmesini destekliyor. Böylece lojalar, ABD’deki kontrol riskini hedge ederek küresel çıkarlarını güvence altına alıyor. Olası bir kriz durumunda, Çin ekonomik ve askeri açıdan ABD’ye karşı durabilecek bir güç merkezi hâline geliyor ve lojaların stratejik planlarını koruyan bir sigorta işlevi görüyor.
Türkiye liderliğindeki İslam internasyonal gücü ise küresel dengelerde ikinci kutup olarak ortaya çıkıyor. Bu güç yalnızca ekonomik ve askeri kapasitesiyle değil, kültürel etkisiyle de ön plana çıkacak. Türkiye’nin coğrafi konumu, tarihsel bağları ve diplomatik ağı, İslam dünyasında merkezi bir rol üstlenmesini sağlıyor. Rusya’nın entegrasyonu ise bu gücün stratejik bir gerekliliği olarak öne çıkıyor. Kuzey Kafkasya, Azerbaycan ve diğer Müslüman nüfus yoğunluğu, Rusya’yı doğal olarak İslam dünyasına yakın kılıyor. Çin’in yükselişi ve Avrupa’nın Rusya üzerindeki ekonomik ve politik baskıları, Moskova’yı İslam bloğuna entegre olmaya mecbur bırakıyor. Bu entegrasyon, Türkiye liderliğindeki İslam internasyonal gücünü Çin ve ABD’ye karşı etkili bir denge unsuru hâline getiriyor.
Çin’in yükselişi tesadüfi bir süreç değil. Avrupa ve özellikle İngiltere uzun yıllardır ABD’nin tek kutuplu hegemonyasını sınırlamak ve kendi stratejik çıkarlarını korumak için Çin’i stratejik bir aktör olarak yükseltiyor. Bu yükseliş, lojaların küresel stratejik planlarını güvence altına almasına da hizmet ediyor. Çin, ekonomik ve askeri bir güç olarak yükselirken, ABD’nin gücünü dengeleyen bir aktör hâline geliyor. Bu süreç, lojalar açısından ABD’deki kontrolün açığa çıkması ve halkın tepkisi karşısında bir güvence mekanizması işlevi görüyor.
İslam internasyonal gücü ve Türkiye’nin liderliği, yalnızca bölgesel değil, küresel etkileri de kapsıyor. Bu güç, Rusya entegrasyonu sayesinde hem ekonomik hem askeri hem de diplomatik olarak dengeli bir yapı kuruyor. Türkiye, İslam dünyasının kültürel merkezi ve diplomatik ağı olarak, Rusya ve diğer Müslüman ülkelerle iş birliği içinde küresel bir denge unsuru oluşturuyor. Böylece dünya artık tek kutuplu hegemonya sistemiyle yönetilmiyor; güç ekonomik, askeri, kültürel ve finansal ağlar üzerinden iki ana blok arasında dağılıyor.
ABD ve Çin odaklı Yahudi enternasyonal gücü ile Türkiye liderliğindeki İslam internasyonal gücü, önümüzdeki yıllarda küresel dengelerin belirlenmesinde kilit rol oynayacak. Rusya’nın entegrasyonu, Avrupa’nın stratejik planları ve lojaların küresel ağı, güç dengelerini çok katmanlı ve çok faktörlü bir yapıya dönüştürüyor. Küresel sahnede, bu iki blok arasında süren etkileşimler, dünya siyaseti, ekonomisi ve kültürü üzerinde belirleyici olacak.