Zamanımızın Paradoksu: Hakikat ve Manipülasyon

Bugün insanlık bir paradoks yaşıyor: Hiç bu kadar çok kaynak olmamıştı, ama hiç bu kadar az güven de olmamıştı. Hiç bu kadar fazla bilgi olmamıştı, ama hiç bu kadar az hakikat de olmamıştı. Gözlerimizin önünde derin bir dönüşüm yaşanıyor – eski bilge insanların “Öyle günler gelecek ki, insanlar bir sineğin kanadından yağ çıkarmaya çalışacak” sözleriyle tarif ettiği türden bir dönüşüm.

Bu sadece bir imge değil, zamanımızın bir teşhisidir. Dünya ekonomisi sallanıyor. İnsanlar artık yalnızca marketlerdeki eksikliği değil, kendi geleceklerindeki eksikliği de hissediyor. Yarınlara umutla değil, endişeyle bakan bir nesil yetiştiriyoruz.

Fakat ekonomik krizden daha tehlikeli bir olgu var – insan zihninin manipülasyonu. “İnsanların beyinlerini öyle sözlerle işleyecekler ki, horozun bile duymadığı şeyler duyulacak; hakikat ise yalanın karşısında titrer hâle gelecek.” Bu cümle bugün hiç olmadığı kadar güncel.

Yalanın profesyonelce paketlendiği, yıldırım hızıyla yayıldığı ve doğrulanmadan önce bile gerçekmiş gibi kabul edildiği bir çağda yaşıyoruz. Sosyal medya kelimeleri bir silaha, insanları ise hedefe dönüştürdü. Genç nesil, herkesin “uzman” olabildiği ama çok az kişinin sözlerinin sorumluluğunu taşıdığı bir dünyada büyüyor.

Gelen nesil

Yarının gençleri yalnızca maddi anlamda yoksul olmayacak. Bilgi ve değer anlamında da yoksullaşma riski taşıyorlar. Sahte haberlerden, bitmeyen krizlerden ve sürekli manipülasyondan duyulan yorgunluk, bugünün çocuklarının ve gençlerinin gözlerinde şimdiden okunuyor.

Onlar bir dünyayı miras alacak ki:

gerçekler nesli tükenmekte olan türler gibi korunmak zorunda kalacak;

güven, neredeyse yok olmuş bir para birimi olacak;

hakikat sessiz kalacak, yalan ise mikrofonla konuşacak.


Peki biz neredeyiz?

Yaşadığımız zaman ne bir başlangıçtır ne de son. Bu bir uyarı bölgesidir. Dünya bize işaretler gönderiyor, fakat çok az kişi onları duyuyor. Bugünün nesli bilginin ve dezenformasyonun, özgürlüğün ve manipülasyonun, geleceğin ve uçurumun arasında bir çizgide yürüyor.

Fakat tarih bize önemli bir şeyi öğretti:
Eleştirel düşüncesini koruyabilen halklar ayakta kalır.
Diğerleri ise istatistiğin bir parçası hâline gelir.


Evet, hakkında bahsedilen o günlerdeyiz. Fakat artık soru, zamanların zor olup olmadığı değil.
Soru, bu zamanları gerçek isimleriyle söyleyebilecek cesarete sahip olup olmadığımızdır.

Gazetecilik gerçeği süslemek için değil, ortaya çıkarmak içindir.
Benim neslim bunu biliyor. Gelen nesil ise bunu öğrenmek zorunda.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir