
Dün simitçilerin, ayakkabı boyacılarının, terzilerin ve mahalle esnafının dünyası vardı. Bugün yapay zekâ, robotlar ve otomasyon başka bir dünyanın kapısını aralıyor. Peki, çocuklarımızın yaptığı işler 20 yıl sonra hâlâ var olacak mı?
Bir zamanlar güzel bir takım elbise diktirmek isteyen insan terzinin yolunu tutardı. Ayakkabısı eskidiğinde yenisini almak yerine ayakkabıcıya götürürdü. Pantolonun paçası söküldüğünde, ceketin düğmesi koptuğunda veya gömleğin yakası yıprandığında mahallede bu işi yapacak bir usta bulunurdu. İnsanlar eşyalarını hemen çöpe atmaz, tamir ettirip kullanmaya devam ederdi.
Türkiye’nin eski mahallelerini hatırlayanlar, sabahın erken saatlerinde sokaklarda dolaşan simitçileri de unutmaz. Kimi simitleri tepside başının üzerinde taşır, kimi el arabasıyla mahalle mahalle gezerdi. Simitçinin sesi sokağın bir ucundan duyulduğunda evden biri çıkar, kahvaltılık simidini alırdı. Bazı mahallelerde yoğurtçu, sütçü, sebzeci ve eskiciler dolaşırdı. Eskiciler, kullanılmış eşyaları toplar, bazılarını yeniden değerlendirirdi. Kapı kapı dolaşan bohçacılar, sepetçiler, kalaycılar ve bileme ustaları da vardı.
Sokakların kendine özgü bir düzeni, mahallelerin kendine özgü bir hayatı vardı. Ayakkabı boyacısının küçük sandığı, berberin dükkânı, terzinin dikiş makinesi, bakkalın veresiye defteri bu hayatın parçalarıydı. Mahalle bakkalı müşterisini tanır, kimin ne zaman maaş aldığını, hangi evde çocuk bulunduğunu, kimin zor durumda olduğunu bilirdi. Bazen bir ekmek veresiye yazılır, bazen bir komşunun borcu ay sonunda kapatılırdı.
Bugün bunların hepsi ortadan kalktı mı? Hayır. Simitçiler hâlâ sokaklarda, ayakkabı boyacıları hâlâ bazı meydanlarda, terziler ve küçük esnaflar hâlâ işlerinin başında. Fakat birçok şehirde bu mesleklerin günlük hayatımızdaki yeri değişti. Bazıları azaldı, bazıları büyük işletmelerin ve yeni tüketim alışkanlıklarının gölgesinde kaldı, bazılarıysa artık yalnızca belirli bölgelerde sürdürülebiliyor.
Ticaret Bakanlığı ve esnaf kuruluşlarının kaybolmaya yüz tutmuş geleneksel meslekler üzerine yayımladığı listeler de bu değişimin yalnızca bizim kişisel hatıralarımızdan ibaret olmadığını gösteriyor. Kalaycılık, yorgancılık, yemenicilik ve gramofon tamirciliği gibi meslekler, geleneksel ustalığın devamı açısından tehlike altındaki alanlar arasında sayılıyor.
Peki, bütün bunlar neden yaşandı?
Çünkü insanların hayatı değişti. Fabrikalar daha ucuz ve daha hızlı üretmeye başladı. Hazır giyim yaygınlaştı. Ucuz ayakkabı almak, eski ayakkabıyı tamir ettirmekten daha kolay hâle geldi. Büyük marketler küçük bakkalların müşterilerini kendilerine çekti. Alışveriş merkezleri ve internet ticareti yaygınlaştı. Bir zamanlar evimize kadar gelen hizmetlerin bir kısmı mağazalara, zincir işletmelere ve dijital platformlara taşındı.
Yani meslekler yalnızca insanlar o işi yapmak istemediği için kaybolmadı. İnsanların ihtiyaçları, alışkanlıkları, üretim biçimleri ve ekonomik şartları değiştiği için de kayboldu.
Asıl soru şu: Geçmişte yaşanan bu değişim, gelecekte çok daha büyük bir hızla devam ederse ne olacak?
Bu kez rakiplerimiz yalnızca insanlar olmayacak
Bugüne kadar bir meslek ortadan kalktığında onun yerini çoğunlukla başka bir meslek, başka bir işletme veya yeni bir üretim yöntemi aldı. Ancak şimdi teknolojinin gelişmesiyle birlikte farklı bir döneme giriyoruz. Bazı işleri artık başka insanlar değil, makineler, yazılımlar ve yapay zekâ sistemleri yapabilecek.
Örneğin taksiciliği düşünelim. Bugün taksiye bindiğimizde direksiyonda bir şoför bulunuyor. Ancak sürücüsüz araç teknolojileri geliştikçe, bazı şehirlerde insan müdahalesi olmadan çalışan taksilerin yaygınlaşması mümkün. Bu sistemler güvenlik, hukuk, maliyet ve altyapı gibi sorunlarla karşılaşabilir. Her yerde aynı hızla yaygınlaşmaları da beklenmemeli. Fakat teknoloji ilerledikçe şoförlük mesleğinin bazı alanlarda değişime uğrayacağı açık.
Bir gün bir taksi çağırdığımızda karşımıza şoför yerine yalnızca bir araç çıkarsa ne olacak? O aracı kullanan insanın geçimini nasıl sağlayacağını kim düşünecek? Direksiyon başında yıllarını geçirmiş bir şoför, yeni sistemler yaygınlaştığında hangi mesleğe geçecek?
Aynı soruyu otomotiv sektörü için de sorabiliriz.
Elektrikli otomobiller yaygınlaştıkça bakım ve tamir işleri de değişecek. İçten yanmalı motorlarda bulunan yağ, yağ filtresi ve buji gibi parçaların bakımı elektrikli araçlarda aynı şekilde yapılmıyor. Bu durum, bugün motor tamiriyle geçinen bazı ustaların işlerini etkileyebilir. Buna karşılık batarya, güç elektroniği, elektrik motorları, yazılım ve elektronik kontrol sistemleri konusunda uzmanlaşan teknisyenlere ihtiyaç artabilir.
Demek ki otomotiv tamirciliği bütünüyle yok olmak zorunda değil. Fakat yalnızca eski motor sistemlerini bilen bir ustanın gelecekte ayakta kalabilmesi için kendisini yenilemesi gerekebilir.
Bir mesleğin adı yaşamaya devam ederken o mesleği yapabilmek için gereken bilgi ve beceriler tamamen değişebilir.
Kasiyerler, çağrı merkezi çalışanları ve muhasebeciler de güvende mi?
Bugün bir markete gittiğimizde kasada ödeme yapıyoruz. Bazı mağazalarda müşteri ürünlerini kendi tarayıp ödemesini kendisi yapabiliyor. Otomatik ödeme sistemleri yaygınlaştıkça kasiyerlerin yaptığı işlerin bir bölümü makineler tarafından üstlenilebilir.
Bir bankayı aradığımızda eskiden karşımızda doğrudan bir müşteri temsilcisi bulmayı beklerdik. Bugün birçok işlem otomatik sistemler, internet bankacılığı ve mobil uygulamalar üzerinden yapılabiliyor. Yapay zekâ geliştikçe müşteri hizmetlerinde, veri girişinde ve standart belge hazırlama işlerinde de daha fazla otomasyon görülebilir.
Muhasebe, çeviri, metin hazırlama ve bazı büro işleri de bu değişimden etkilenebilir. Bir zamanlar saatlerce süren bir belge hazırlama işi, uygun yazılımlar sayesinde çok daha kısa sürede yapılabilir. Bir şirket daha az çalışanla aynı miktarda işi yapabildiğini düşünürse işe alımını azaltabilir.
Uluslararası Çalışma Örgütünün 2025 yılında yayımladığı araştırma, dünya genelinde her dört işten birinin üretken yapay zekâdan bir ölçüde etkilenebileceğini ortaya koyuyor. Ancak araştırmanın önemli bir ayrıntısı var: En muhtemel sonuç, bütün mesleklerin bir anda ortadan kalkması değil, birçok mesleğin yaptığı işlerin değişmesi. Yani bir mesleğin bazı görevleri otomatikleşirken insan emeğine başka alanlarda ihtiyaç devam edebilir.
Bu ayrımı doğru anlamak gerekiyor. Her yeni teknoloji milyonlarca insanı aynı anda işsiz bırakacak demek doğru değil. Fakat teknolojinin etkilediği mesleklerde çalışan insanların yeni beceriler kazanması gerekebileceğini de görmezden gelemeyiz.
Peki ya temizlik işçileri, kuryeler ve depo çalışanları?
Bugün sokakları süpüren, parkları temizleyen, çöpleri toplayan insanlar var. Depolarda ürünleri taşıyan, raflara yerleştiren, paketleyen ve dağıtıma hazırlayan çalışanlar var. Şehirlerin büyümesiyle bu işlerin önemi de artıyor.
Ancak makineler geliştikçe bu alanlarda da değişim yaşanabilir. Büyük binaların ve alışveriş merkezlerinin temizliğinde kullanılan otomatik makineler daha yaygın hâle gelebilir. Depolarda ürünleri taşıyan robotlar çoğalabilir. Bazı dağıtım süreçlerinde otonom araçlar kullanılabilir.
Bunlar bütün temizlik işçilerinin, depo çalışanlarının veya kuryelerin ortadan kalkacağı anlamına gelmiyor. Her ortam otomasyona uygun değil. Sokaklar, binalar ve dağıtım koşulları birbirinden farklı. Yine de bugün insan gücüyle yapılan bazı işlerin gelecekte daha az çalışanla yürütülmesi ihtimalini düşünmek zorundayız.
Çünkü teknoloji yalnızca yüksek eğitim gerektiren işleri etkilemiyor. Fiziksel emekle yapılan işlerin bir bölümünü de dönüştürüyor.
İnşaat sektörü sonsuza kadar büyüyecek mi?
Türkiye’de pek çok insanın geçimi inşaat sektörüne bağlı. Duvar ustaları, sıvacılar, fayans ustaları, elektrikçiler, su tesisatçıları, boyacılar, demirciler, marangozlar ve daha birçok meslek grubu bu sektörden kazanç sağlıyor.
Yeni konutlar yapıldığında bu insanlar çalışıyor. Evler yenilendiğinde, binalar onarıldığında ve yeni iş yerleri açıldığında yine onlara ihtiyaç duyuluyor.
Ancak bir sektörün bugünkü büyüklüğü, gelecekte de aynı hızla büyüyeceği anlamına gelmez.
Nüfusun yaşlanması, hane yapısının değişmesi, konut fiyatları, kredi maliyetleri, bölgesel göçler ve mevcut konut stokunun durumu gelecekteki talebi etkileyebilir. Bazı bölgelerde yeni konut ihtiyacı devam ederken bazı bölgelerde boş veya kullanılmayan konutların sayısı artabilir.
İnşaat piyasası yavaşlarsa bunun etkisi yalnızca müteahhitlerle sınırlı kalmaz. Fayans ustasından elektrikçiye, nakliyeciden mobilyacıya, yapı malzemesi satan esnaftan emlak danışmanına kadar geniş bir kesim bundan etkilenebilir.
Burada önemli olan, inşaat sektörünün kesin olarak çökeceğini söylemek değil; bugün çok kazandırdığı düşünülen bir mesleğin gelecekte aynı geliri sağlamayabileceğini kabul etmektir.
Bir genç yalnızca bugün çok sayıda inşaat işi bulunduğu için meslek seçerse, 10 veya 15 yıl sonraki ekonomik şartları da düşünmelidir. Aynı şekilde devletin ve eğitim kurumlarının da çalışanları tek bir sektöre bağımlı bırakmayacak politikalar geliştirmesi gerekir.
Gelecekte hangi meslekler öne çıkabilir?
Değişim yalnızca bazı işleri azaltmayacak, yeni iş alanları da oluşturacak. Elektrikli araç teknisyenliği, robot bakımı, siber güvenlik, yazılım, enerji sistemleri, otomasyon, yaşlı bakım hizmetleri ve gelişmiş sağlık teknolojileri bunlardan bazıları olabilir.
Ancak burada da yanlış bir beklentiye kapılmamak gerekiyor. Herkes yazılımcı olamaz, herkes üniversite okuyamaz ve her yeni meslek herkese uygun değildir.
Bir insanın geleceğini güvence altına alması için mutlaka bilgisayar başında çalışması gerekmez. İyi bir elektrik ustası, uzman bir tesisatçı, nitelikli bir bakım teknisyeni veya işini gerçekten bilen bir zanaatkâr da değerli olabilir. Önemli olan, yaptığı işin değişen şartlara ne ölçüde uyum sağlayabildiğidir.
Belki de geleceğin en önemli becerisi, yalnızca bir işi öğrenmek değil, gerektiğinde o işi yeniden öğrenebilmektir.
Asıl mesele işlerin yok olması değil, insanların ne yapacağıdır
Bir mesleğin ortadan kalkması ekonomik bir değişim olarak anlatılabilir. Fakat o mesleği yapan insan için mesele çok daha büyüktür.
Otuz yıl direksiyon sallamış bir şoför, 50 yaşına geldiğinde yeni bir meslek öğrenmek zorunda kalırsa ne yapacak? Yıllarca aynı atölyede çalışan bir tamirci, yeni araçların teknolojisine yetişemezse geçimini nasıl sağlayacak? Kasada çalışan, depoda ürün taşıyan veya büroda evrak hazırlayan bir insan, yaptığı iş otomatikleştiğinde yeniden eğitim alabilecek mi?
Üstelik teknoloji sayesinde şirketlerin verimliliği artarken elde edilen kazancın nasıl paylaşılacağı da ayrı bir mesele. Üretim artabilir, maliyetler düşebilir. Ancak bu kazanç toplumun geniş kesimlerine yansımadığı takdirde, bazı insanlar daha fazla üretim yapılan bir dünyada bile geçim sıkıntısı yaşayabilir.
Bu nedenle konu yalnızca teknoloji şirketlerinin veya işverenlerin meselesi değildir. Devletlerin, eğitim kurumlarının, sendikaların ve toplumun tamamının meselesidir.
İnsanlara yalnızca “Kendinizi geliştirin” demek yeterli olmaz. Bunun için erişilebilir mesleki eğitim, yeniden eğitim imkânları, iş bulma desteği ve değişimden olumsuz etkilenen çalışanları koruyacak sosyal politikalar da gerekir.
Elli yıl sonra bugünün gençleri ne anlatacak?
Bugün 20 yaşında olan bir insanı düşünelim. Elli yıl sonra 70 yaşına geldiğinde torunlarına bugünün dünyasını anlatacak.
Belki onlara, “Bizim zamanımızda taksilerin direksiyonunda insanlar vardı. Marketlerde kasiyerler çalışırdı. Bazı iş yerlerinde bütün gün evrak hazırlayan memurlar bulunurdu. Arabalarımız bozulduğunda ustaya giderdik. Sokaklarda simitçiler dolaşırdı” diyecek.
Torunları da ona şaşkınlıkla bakıp, “Bütün bunları gerçekten insanlar mı yapıyordu?” diye soracak.
Bu ihtimal kulağa abartılı gelebilir. Fakat bundan 50 yıl önce bugünkü akıllı telefonları, internet üzerinden alışverişi ve yapay zekâyla sohbet etmeyi günlük hayatın sıradan bir parçası olarak hayal etmek de kolay değildi.
Elbette geleceği kesin olarak bilemeyiz. Bazı meslekler tahmin ettiğimizden daha uzun süre varlığını sürdürebilir, bazıları beklenenden daha hızlı değişebilir. Yeni teknolojiler yeni ihtiyaçlar ve yeni meslekler de doğurabilir.
Ama geçmiş bize önemli bir ders veriyor: İnsanların alışkanlıkları değiştiğinde meslekler de değişir. Teknoloji hızlandığında bu değişime uyum sağlamak için gereken zaman da kısalabilir.
Dün mahallemizin simitçisi, ayakkabı boyacısı ve kalaycısı vardı. Bugün onların yerini farklı işletmeler, makineler ve dijital hizmetler kısmen aldı. Yarın ise bugün bize vazgeçilmez görünen birçok iş başka bir biçime dönüşebilir.
Belki de çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras, yalnızca iyi bir meslek sahibi olmalarını sağlamak değil; dünya değiştiğinde yeniden ayakta durabilecek bilgi ve becerileri kazanmalarına yardımcı olmaktır.
Çünkü geçmişte insanlar mesleklerini kaybettiklerinde yeni bir işe yönelmek zorunda kaldılar. Gelecekte de aynı şey yaşanabilir. Ancak bu kez değişimin hızı daha yüksek olabilir.
Ve kendimize şu soruyu sormanın zamanı geldi:
Bugün çocuklarımızı geleceğe mi hazırlıyoruz, yoksa yalnızca bugünün dünyasında geçerli olan mesleklere mi?